26 Nisan 2010 Pazartesi

kandıramıyorum kendimi

tiryakinin ciğerine dolan, müptelanın damarına yayılan, sarhoşun dudağında kalan sensin. öldür beni, yeniden doğur. tut beni kolumdan alemine götür, hırpala, şaşırt. bildiklerimi unuttur, bir an için bile olsa kes ayaklarımı yerden, sonra yere çakılmaya razıyım da o yükseklerden. habersizsin, her halinle ihtiyaç duyuyorum. nerdesin, n'eylemektesin bilmiyorum. şimdi krizdeyim titriyorum.

yol günlüğü


bu yol zordur derler inanma, adımladıkça şahit olacaksın zor ne demekmiş. yaşa ve gör ve hisset, ezber repliklerini oynama.

şaşırmaya hazır ol, hiç bir şeyin beklendiği gibi gelişmediği, kendin dahil hiç bir şeyden emin olamadığın ve en basit gelişmeyi dahi kestiremediğin bir masal dünyası bu. kuralları öğrenmeye de çalışma, çünkü yoktur hiç bir katı kural. değişken ve kestirilemez kurallarla oynanır burada aynen içerisindeki her şeyin bulutsu ve uçucu olduğu gibi.

ideal davranmaya çalışma, doğru yoktur. korkma hata yapmaktan, yanlış yoktur. acının mutluluktan farkı da yoktur. histerik bir tutkuyla bağlanacaksın acıya. ondaki olgunluğu sevinçteki çiğliğe tercih edeceksin, şimdi aklına yatmasa da.

kendini tanıyacaksın. kendine yabancılaşacaksın git gide, korkma sakın. zira aslında hepimiz yabancıyızdır kendimize bu seyahate çıkmadan evvel. unutma, bir gölge olarak çıktığın bu yolda vücut kazanacaksın pişmanlıklardan, acılardan, tutkulardan, gözyaşlarından.

bu yol, nice canlar aldı ve de alacak. nicesinin gözünün ferini, nicesinin kalbini ve nicesinin tebessümünü gasp edecek dilden dile anlatılan bu yol. hiç bir yere varmaz bu yol. seni alır vermez bu yol.

ey her yolcuya farklı görünen bu yol, tanımlara sığmayan bu yol, ezberleri bozan bu yol, gözünü kör edip gerçeği gösteren bu yol, bulutsu ve sert bu yol.

feryad et, ah minel aşk ve minel garaib.

18 Nisan 2010 Pazar

tuz gibisin


tuz gibisin. öldürüyorsun beni yavaşça, farkındayım. ama vaz geçemiyorum. yalan yok, sen olmasan da devam edebilirim aslında hayata, sensiz de tat alabilirim dünyadan. ama yapamıyorum. gündelik ufak mutluluklarla da yetinebilirmişim tıp ilmine göre. bir aşk gerekmezmiş aslında. hasılı, fazla tuz zararlı diyorlar.

yakıyorsun ya bir de içimi, her içime çektikçe seni. lezzet felan de değil, bir bağımlılık gibisin. bak bir süredir diyetteyim, tuzsuz ve yağsız bir hayat sürmekteyim. idare ediyorum aslında, haklıymış isviçreli bilim adamları. fazla tuz gereksizmiş ya. ama bazen, öyle şeyler aklıma geliyor ki dayanamıyorum, geçmiş günlere dair silik hatıralar birden parlıyor. tuza ihtiyaç duyuyorum, çatlayacak gibi oluyor başım ve kuruyor damarlarım.

bazen, keşke en başından her şey farklı olsaydı diyorum biliyor musun. bir çokları gibi şekere düşkün olmak isterdim mesela. veya güçlü bağlar yerine ufak faydalar, histerik tutkular yerine aklı selim. neyse, kabullenmeliyim. doğru sen tuz gibisin, göz pınarlarıma tuz ekmelisin.

16 Nisan 2010 Cuma

biraz kül biraz duman - python gtk ekran koruyucu

uzun zamandır blog'umda kod paylaşmadığımı fark ediyorum. sanmayın ki bu adam kendini edebiyata şiire vs. verdi programlamayı boşladı. haşa. ama her sınav dönemi olduğu gibi bu sınav dönemi de şeytanım bol, ilham perilerim vızır vızır uçuşuyor. python'da aşağı yukarı her arayüz sistemiyle kod yazmışlığım çalışmışlığım var. microsoft'un ironpython'unu hariç tutuyorum. çünkü onlar zaten bu dilin adını bile kullanmaya tenezzül etmiyorlar. neyse efen'im. her birinin avantajları ve dezavantajları söz konusu haliyle. qt çok sağlam olmasına karşın çetrefilli, tkinter çok çok kolay ama zayıf ve bir çok şeyle entegrasyonu zor. uzun bir süredir üzerinde çalıştığım gtk'nın ise şu ana kadar en sevdiğim seçenek olduğunu söylemem lazım.

bir süredir yalnızca gtk ile python arayüz çalışıyorum. her ne kadar glade adlı kullanışlı bir tasarım programı olsa da, şu aşamada bir arayüz düzenleyici ile çalışmayı tercih etmiyorum. arayüz konusuna çok eğilirsem, bir araç olması gereken arayüz kısmının beni kısıtlar duruma geldiğini farkediyorum. bu sebeple bir düzenleyici kullanmadan, metin editörümle kodlar ile widget'ler oluşturup penceremi çizdiriyorum. ve böylesi çok daha hoşuma gidiyor.

evet, dediğim gibi, bu hafta şiir ya da köşe yazısı yok. kod var. çalışabilmesi için sisteminizde python, pygtk, glib olması gerekiyor.

birazkulbirazduman.py
#!/usr/bin/python
#-*- coding: utf-8 -*-

import gtk
import random
import glib

ITERASYON = 25
BEKLEME = 10

class PyApp(gtk.Window): 
    def __init__(self):
        super(PyApp, self).__init__()
        self.connect("destroy", gtk.main_quit)
        self.fullscreen()
        
        self.alan = gtk.DrawingArea()
        self.alan.connect("expose-event", self.expose)
        self.add(self.alan)
        
        glib.timeout_add(1000*BEKLEME, self.on_timer)

        self.show_all()
    
    def on_timer(self):
        self.alan.queue_draw()
        return True
    
    def expose(self, widget, event):
        ekx = self.allocation.width
        eky = self.allocation.height
        cr = widget.window.cairo_create()
        
        bg = random.random()
        cr.set_source_rgba(bg, bg, bg, 1)
        cr.paint()
        
        for i in range (0, ITERASYON):
            ton = random.random()
            cr.set_source_rgba(ton, ton, ton, random.random())
            en = random.randint(0, int(ekx/100))
            cr.set_line_width(en)
            cr.move_to (-1*en, random.randint(0, eky))
            cr.line_to (random.randint(0, ekx), -1*en)
            cr.move_to (random.randint(0, ekx), eky + en)
            cr.line_to (ekx + en, random.randint(0, eky))
            cr.stroke()
        cr.fill()


PyApp()
gtk.main()


çok kısa bir sürede hazırladığım bir program. en başta sırf denemeler yapmak için oluşturmuştum dosyayı. ancak eklemeler ve düzenlemeler yapınca bir ekran koruyucuya dönüştü. şu anda problemsiz çalışıyor. sıcağı sıcağına paylaşmak istedim. bir çok ekran koruyudaki temel espri rastgeleliktir. bu uygulamada da sonuna kadar randomizasyon var. ekrana değişik renklerde ve kalınlıkta çizgiler belli bir düzen içerisinde fakat rastgele çizdiriliyor. dinamik olarak belli aralıklarla da ekran yenileniyor.

fakat gnome ekran koruyucu standartlarına getirmek için biraz daha üzerinde çalışmam lazım. bir de basit kurulum betiği yazınca iş tamam olacak. yerleşik ekran koruyucu uygulamaların tamamına yakını (hatta gördüğüm kadarıyla tamamı) c++ ile yazılmış uygulamalar. belki bu yüzden biraz sıkıntılı olabilir işim. gnome ekran koruyucu sistemi şöyle çalışıyor. bir tane .desktop uzantılı başlatıcı dosyası dosyası oluşturup /usr/share/applications/screensavers dizinine atıyorsunuz. bu dosya hangi uygulamanın çalışacağını ve bir kaç ayrıntı bilgiyi tutuyor. çalışan asıl dosyayı da /usr/bin dizinine koplayamanız gerekiyor.

birazkulbirazduman.desktop
[Desktop Entry]
Encoding=UTF-8
Name=Biraz Kül Biraz Duman
Comment=Eye-friendly grayscale random lines (Mustafa Yılmaz aka apshalasha).
TryExec=birazkulbirazduman.py
Exec=birazkulbirazduman.py -root
StartupNotify=false
Terminal=false
Type=Application
Categories=Screensaver;
OnlyShowIn=GNOME;

bir ekran koruyucunun başlatıcı dosyası işte bu şekilde oluyor. kısa açıklamalar ve çalışan uygulamasına referans dışında pek bir şey yok.

install.sh
#!/bin/sh
cp birazkulbirazduman.py /usr/bin/birazkulbirazduman.py
cp birazkulbirazduman.desktop /usr/share/applications/screensavers/birazkulbirazduman.desktop

kurulum betiği dediğim şey de çok abartılacak bir şey değil. hemen göstereyim. o da işte yukarıdaki şekilde hazırlanacak .sh uzantılı bir dosya olacak. tabi ki ekran koruyucumuzu kurabilmesi için yönetici haklarıyla çalıştırılması gerek. sudo kurulum.sh gibi.

bir basit ekran koruyucu mevzusu üzerinde epeyce şeyden bahsetmiş olduğumu farkettim. küçük çapta bir manas destanı ortaya çıkmış. uzun zamandır blogda programlama yazmaya yazmaya şişmişim galiba. neyse.

4 Nisan 2010 Pazar

çizgi tutturma çabası ve öz kısıtlama

üzerine bir şeyler yazmak, birbirimizi anlayabileceğimiz bir insanla üzerinde konuşmak, en azından üzerinde biraz düşünmek üzere aklımın bir kenarına not ettiğim o kadar çok mevzu var ki. ancak, zaman zaman epeyce canımı sıkan unutkanlığım ve kafamın dağınıklığı genelde bu isteğimi gerçekleştirme fırsatı tanımıyor. uygun şartlar bir araya geldiğine göre konuya geçeyim.

somutlaştırma ve örnekleme, bir kavramı açıklamanın yegane yolu galiba. ben de konuya o şekilde bir giriş yapacağım. yumuşak karnımı ortaya koyduğum şiirlerden ve yazılardan oluşan apshalasha, programlama ve bilişim yani tabiri caize iş güç konularında bir şeyler karaladığım programlamasal ve de ekseriyetle mizahi cümlecikler eklediğim twitter-vari jakobyen bloglarımı birleştirdim artık. bu birleşmenin olumlu yanı, tek bir yerden "bu benim" diyebilmek. can sıkıcı noktası da, zaten bu yazının temasını oluşturan, çizgi tutturma ve çizgiyi koruma stresi. hepimiz bir çizgi tutturma çabası içerisindeyiz. kendi kişiliğimizin, davranışlarımızın, düşüncelerimizin tamamını ideal kabul ettiğimiz bir desene uydurmaya çalışıyoruz. her ne kadar kendini her haliyle sevmeye çalışan ve zıtlıklarıya mutlu olan bir adam olsam da, bazı çekincelerim oluyor.

ciddi bir mevzu üzerine samimi bir kaç satır yazdıktan (veya konuştuktan) biraz sonra deliler gibi espri yapmak samimiyetsiz ve sahte bir durum algısı yaratıyor. niçin insanın bu iki-kutuplu halini inkar ediyoruz acaba? gerek doğada, gerekse metafizik dünyada tek kutuplu bir şey bulamazsın. her şey zıttıyla kenetlenmiş durumda. hal böyle iken, nedir bu kendimizi tek bir renge polarize etme çabası? aslında hüznümüzü sahiplendiğimiz kadar neşemizi, sevgimizi sahiplendiğimiz kadar nefretimizi sahiplenebilsek; gerçek mutluluğa ve huzura daha önce hiç olmadığımız kadar yaklaşabiliriz diye düşünüyorum. çekinmeyelim. utandığımız, sevmediğimiz ve bu yüzden gizlemeye çalıştığımız yönlerimizi gün ışığına çıkaralım.

2 Nisan 2010 Cuma

soneler 73 - william shakespeare

"işte o mevsimi görebilirsin bende de şimdi:
tek tük birkaç sarı yaprak ya kalır ya kalmaz,
soğuktan titreşen o çıplak dallarda hani,
yuvaları yıkılmış canım kuşların sesi duyulmaz.
işte alacakaranlık çöküyor benim de üstüme:
hani ufuklar usul usul solar ya batan günle,
ve hazırdır artık kapkara örtüsünü germeye,
her şeyi sarıp mühürleyen, ölümün eşi gece.
işte gençliğinin külleri üstünde yatan ateşten
kalma parıltılar yalnız, şu anda bende gördüğün;
o küller ki, bir zamanlar beslediğini şimdi tüketen,
ağır ağır yok eden ölüm döşeği artık bugün.
        iyi bak ve anla bunu, ki sevgin güç kazansın,
        şimdi bil değerimi; yakında beni bulamayacaksın."

(çeviri: bülent-saadet bozkurt)

bugün shakespeare'den othello ile birlikte soneler kitabını aldım. çok hoşuma giden bu parçayı, okumaya ara verip hemen paylaşmak istedim. sone yazın türünün özelliği ilk 12 satırın yavaş anlatımının üzerine son iki satırda vurucu cümlenin gelmesi. ama bu sefer son mısralar gereğinden fazla vurucu, acıtıcı olmuş galiba.