22 Ekim 2009 Perşembe

nihat berker



bugün saat 10:00'da turizm ve otelcilik yüksek okulu konferans salonunda nihat berker, araştırma odaklı eğitim konulu bir konferans verdi. katılmayı çok istiyordum. başka ders olsa gözünün yaşına bakmaz asardım lakin aynı saatlerde veri yapıları dersim olduğu için mecburen boynumu büktüm ve mühendislik fakültesinin uzun ince ve çamlarla bezeli yolunu tuttum. teknik bir aksaklık yüzünden ders iptal oldu ve konferansa yetişmek için hemen doğru yola koyuldum.

ne yazık ki epey bir kısmını kaçırmıştım. ama katılabildiğim kısım bile gelmeme değdiğini gösteriyordu. kendisiyle barışık, neşeli, zeki, başarılı ve idealist bir bilim insanı vardı karşımda. dünyanın bir numaralı bilim merkezi mit(massechusets taknoloji üniversitesi)'te saygın bir hoca iken bırakıp türkiye'de itü'de ders veren bir insandan bahsediyoruz. şişirme değil, gerçekten dünya çapında bir insan. bildiğini kendine saklayan türden de değil, yüksek nitelikli bir çok öğrenci yetiştirmiş. aynı zamanda o kadar başarılı bir geçmişe rağmen, konuşmasında hiç ego şişkinliği fark etmedim. en ufak başarısından kasılarak bahsedenler geldi gözümün önüne.

konuşmasını bitirdikten sonra, adet olduğu üzere soru bekledi. ancak salondan çıt çıkmıyordu. ben de geç geldiğim için bir şey sormak istemiyordum. en nefret ettiğim şeylerden biridir işte bu sessizlik. kendine güvensizlikten mi, yoksa konferansı gerçekten dinlemediklerinden mi, neden hiç kimse soru sormak istemez hiç anlayamam. neyse efendim, kendisine teşekkür edildi. bu kez kürsüye erciyes üniversitesi rektörü fahrettin keleştemur çıktı. ilk kez gördüm kendisini. keşke görmeseydim.

komplekse girmiş olacak ki, konuşmalarıyla resmen küçültmeye çalıştı berker'i. bilmiyordu adam, o sırada kendi küçüklüğünü sergiliyordu. ben oturduğum yerden utandım bizim kompleksli rektörün yerine. "siz başarılısınız ama şanslı bir eğitim almışsınız, robert kolej ve istanbul üniversitesi'nde eğitim görme şansını yakalamışsınız. babanız üniversitede hoca imiş. vs." buna benzer saçmaladı durdu keleştemur. bir ara o kadar küçüldü ki (belki nihat hoca'nın 20 sene mit'de ingilizce ders vermesi içine dert olmuştur) fransızca eğitimi aldığını ve jean paul sarte'ı fransızca okuduğunu anlattı. koca adam, fallik dönem çocuğuna dönmüştü. yarıştırıyordu kendisini. zor dayandım, onun yerine utandım. çıkışta 3-4 öğrenci grubunun rektörün konuşmasından bahsettiğini duydum. onlar da inanamamıştı böylesi bir seviyesizliğe.

göreve gelir gelmez, lüzumlu lüzumsuz her bir haltı değiştiren bir rektör profilinden de bu tarz bir kişilik beklenirdi aslında. türkiye'nin en modern ve teknolojik bankası olan garanti'yi bırakıp harç paralarını yatırılması için köhne halk bankası ile anlaştı bu adam. tüm öğrencilere, öğrenci kimliği adı altında zorla (yasadışı ve insan haklarına aykırı bir şekilde) halk bankası'nda hesap açtırdı. devlet üniversitelerinde akademik kadroda neler döndüğünü nelerin prim yaptığını bilmeyen kalmamıştır. üniversite demek çalıntı tezlerle ünvan kazanan insancıklar, birbirini çekemeyen yetersiz insancıklar, bürokrat kılıklı içi boş insancıklar demek.

konferansın çıkışında etrafına gelen her öğrenciyle konuştu, savsaklamadan konuştu. neyse, ben de kendisini yakalayıp biraz konuşabildim. bir ara "sizi görünce richard feynmann'ı görmüş gibi oldum" dedim "sizden bir ders almış olmayı o kadar isterdim ki". gülümsedi adam, etrafını saran yetersiz bürokratik eğitmenleri kırmamak için "sizin de çok kıymetli hocalarınız var, her hoca kıymetlidir" gibisinden bir cevap verdi. sonra o sözde eğitmenlerin kuşatması altında gitti.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder